Now Playing Tracks

Krakow

Türkiye’nin İstanbul’u denilebilecek kapasitede bir şehir. Özellikle Polonya’nın genç nüfusunun en çok görülebildiği , tarihi çizgisinden ayrılmamış ve buna sahip çıkabilmiş bir şehir. İnsanları turistlere alışkın olduğu için Polonya’nın diğer şehirlerine göre daha cana yakın.


Hitler en büyük toplama kamplarından biri olan Auschwits’i Krakow’a kurmuş olsa da şehrin iç yapısına zarar vermemiş. Zaten başkent Warşova’yı alıp taş üstüne taş bırakmadıktan sonra Krakow’u darma duman etmesine de gerek kalmamış. Krakow old town’da gezerken kendinizi Life İs Beautiful ya da Schindler’s List’de zannediyorsunuz. Zaten Oscar Schindler’in o meşhur fabrikası da aynı şekilde Krakow’da bulunuyor. Auschwist şehre trenle 2 saat mesafede bulunan bir toplama kampı.İçini gezmek insanın bütün bir gününü alır dışarda 6 7 tane dar ağacı vardı ki içerideki kadınların saçlarından kumaş yapmak olsun,deriden sabun yapmak olsun o dar ağaçlarının ağırlığını ortadan kaldırıyor. Auschwist’in girişinde ki “Arbeit Macht Free” -Çalışmak özgürleştirir- yazısı Yahudilerin öleceğini düşünmeden kendi mezarlarını kazdığını gösteriyor. 


Şehirdeki 2.günümüzde old town’u izleyen bir kafede otururken birden şehir meydanını rahip ve rahibeler sardı Krakow’un belki de Polonya’nın en büyük kilisesinin önünde aşağı yukarı beş bin kişi ayinler yapıp kilisenin önüne mum bırakmaya başladılar. İnsanın  ilgisini çekmiyor değil , bunu gören her Türk vatandaşı eminim aklından acaba bu Türkiye’de olsaydı yapılmaya çalışılsaydı başına ne gibi şeyler gelirdi diye düşünmüştür. Merak edip hemen hemen benle yaşıt bir rahip gördüm ve bunun ne olduğunu sordum. Söylediği şeyler Türkiye’de olsaymış kesin bir darbe görürmüşüz dedirtir cinsten. Kendileri her yıl 1 kere 3 gün üst üste Krakow’un en büyük stadında toplanırmış Stat tamamen dolduktan sonra duaya başlanır biraz İncil okunur sonra hepsi toplanıp yürüyerek ilahiler eşliğinde o kilisenin önüne gidermiş. Kilisenin önünde baş papaz bi kaç ayet okuduktan sonra topluluk dağılıyor ve bu 3 gün böyle devam ediyor. Bunun bir milli bayram mı ya da önemli bir olayın üzerine mi olduğunu sorduğumuzda sadece dua amaçlı arkasında hiçbir geleneksel bir olayın veya ülke çapında bir şey olmadığını öğrendik. Gerçekten çok ilginç geldi.Bir o kadar ilginç gelen bu aktivite yapılırken o an sokakta bulunan alkollü gençler olsun - Ki Polonya’da en çok alkol tüketilen yerdir- aşırı gruplar olsun hiçbir hırçınlık yapmadı o an kafelerde oturan çiftler dahi kahvelerini biralarını bırakıp topluluğa karıştılar. Bu gerçekten üzerinde çok konuşulması gereken bir konu.

hiemir:

Beyinleri Türkiye’de doğru veya yanlış olan her şeye müdahale etmeye kurgulanmış , çareyi her zaman batıda arayan hiç bir zaman kendi vicdani doğrularına ulaşamayacak olan ve kendi vücutlarının kendi kararları olduğunu sanan potansiyel katiller; buraya kürtajla alınmış bir bebeğin fotoğrafını da koymak isterdim ama sizin saçmalıklarınız bunu yapmama gerek kalmayacak kadar yeterli. Kimse tecavüz edilmiş bir kadının kalacağı durumla saçmalıklarınızı örtbas etmeye çalışmasın çünkü medeniyette her şeye bir çare vardır yalnız cahilliğe popüler kültür yobazlığına demogojiden bir adım öteye gidemeyecek kısır tartışmalarınıza çare malesef yok. House “brain ; use it ” diyor ya bir de bunu kullanın 

Türkiye’de Entelektüellik olgusu

  • Kendisini bilmeyen entelektüel olamaz. Ama sadece kendini bilip bir başkasından haberi olmayan da entelektüel olamaz.Tarih çizelgemizde her zaman böyle bir toplum olmuş olmanın da getirdiği zorlukları yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz. Böyle bir kırılma noktamız var bizim; Bir dönem hem kendimizi bilmişiz , hem başkasına yön vermişiz , hem de yön verdiklerimizi de çok iyi bilmişiz. Bir kırılma yaşamışız ve ondan sonra hep başkasını bilmişiz kendimizi unutmaya çalışmışız. Bundan sonra gelen süreçte hep kendisini bilenlerle başkalarını bilenler diye iki ayrı grup oluşmuş. 

işin olması gerekeni ; bizi bilen , medeniyetimizden , tarihimizden , değerlerimizden , kaynaklarımızdan ve potansiyelimizden haberdar olan yani Fuzuliyi bilen , Mevlanayı , Sadi yi ,Hacı Bektaşi’yi , Yunus Emre’yi bilen aynı zamanda Şarl Bodler’ide, Rousseau’yu da , Chopen’i de Wagleri de bilen ve onlardan haberdar olan yani Sultan Ahmeti de bilen Saint Antuan Kilisesini de bilen , yani medeniyette hem kendini hem karşı tarafı da bilen böylece bizi anlatabilen entelektüel anlayışa ihtiyacımız var.Sadece bizi bilmek yetmiyor yani. Ama aynı zamanda kendi benliğinden varlığından ve kimliğinden rahatsız olmadan bunları yapabilmek gerekiyor. Bu da şahsiyet ve tarihin bize biçtiği rolle alakalı. Ezilmiş hor görülmüş horlanmış değerleri ayaklar altına alınmış ve kendisine küstürülmüş insanlar profilinin yıkılması ancak böyle bir entelektüel anlayışla çözülebilir. Kuzey’de Çeçenistan’a yapılanlar , Bosna’ya Kosova’ya yapılanlar Batı’da Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerine yaptıkları , Doğu’da Azerbaycan Karabağ  problemi , Ortadoğu’da Çin’in Türkmenistan zulmü Akdeniz’de KKTC’nin tanıtılamaması problemlerinin asıl temeli kendi benliğine oralara küstürülmüş olmanın acı bir neticesidir. Biz geçmişimizi sadece eski Türk filmlerinde ki  bozuk tarih anlayışıyla Kara Muratlardan , günümüzde Muhteşem yüzyıllardan ve bazı  tarihten yoksun kendi tarihini batılı kaynaklarla öğrenen televizyon şovmenlerinin Harem,sarayın havuzundaki çıplak kadınlar , padişahların günlerce bitmeyen meşk sofralarından öğrendiğimiz için (Osmanlı tarihi hakkında objektif 1 tane kitap okuyan Harem dairesinin padişahın ailesinin içerisinde kaldığı mahrem bölge olduğunu bilir ve böyle bir safsatayı ne ıspatlayacak ne de dedikodusunu dahi yapabilecek bir ortam olmadağını bilir. Biraz interneti araştıran batılı oryantalistlerin çizdiği Osmanlı hanedanı tablolarını net bir şekilde görebilir ve inanmak istiyorsa elin Fransız , İngiliz , Slav yazarlarına inanır ki hayatında bir kere Topkapı sarayında harem dairesini gezen bir insan ortamın fiziki şeklini gördüğünde böyle birşey olamayacağını açıkça görür)entelektüel olgunluğa erişemiyor yaralarımıza melhem olamıyoruz.7 iklime , 3 kıtaya adalet götüren endonezya’da hollanda zulmünden kaçan halkın Osmanlı geldiğinde tekrar özgürlüğümüz elimizden alındı diye hezeyan etmeyip adalet geldi diye sevinen milletin bakış açısını , batıda günümüzde dahi futbol maçlarında Osmanlı hoşgörüsü istiyoruz diye pankartlar açan bosna’nın mert duruşunu ,  İspanya’da bir futbol takımının her maçta tarihimize ve onlara gösterdiğimiz adalete saygısından Türk bayrağı açan o takımın hareketini anlamadan entelektüel olunmaz. Entelektüellik ‘biz nezaman ne yapmışız niye bu hale gelmişiz ve şimdi ne yapıcaz ’ bunun muhasebesini yapan kendini bilmekten kendinden bahsetmekten bir onur bir gurur duyan ecdadına layık evlatlar ortaya çıkarmaktır. Bugün 100 yıllık tarihinde bir Osmanlı camisinin havuzunun sarayının çeşmesinin üstüne çıkılmış 1 eserin olamayışı da bu kendine küskünlüğün tezahürüdür.

Yok mudur kuzum sende meçhule karşı bir saygı,
Dipsiz göklerden ürperiş, ötelerden bir kaygı.

We make Tumblr themes